Veren El : Hacı Şaban Efendi

Hacı Şaban Efendi

“Veren El” Sultan Hacı Şaban Efendi
1901 – 1992

          Gönülleri ilmek ilmek Kurân ve sünnet desenleriyle ördü. Çevresini aydınlatan bir kandil idi o. Tavizsiz bir eğitici, tavizsiz bir yaşayan, tavizsiz bir örnekti her şeyi ile. Veren Eldi O. Verdiğini öyle gizli verirdi ki verdiği kişi bile zor anlardı. Sadece maddi olanı vermiyordu her şeyini Hakkın nurlu yoluna vakfetmişti. Malını, zamanını, ömrünü, kısaca kendisine emanet edilen her şeyini emanet eden Allah’a vakfetmişti. Her şeyi ile numune-i imtisaldı. İlme tutkunluğu, âlimlere değer verişi, talebelerin üzerine titreyişi, fakir fukarayı görüp gözetmesi, öksüzü yetimi koruması ile kendisinden sonra gelenler için canlı bir örnekti.

            Hacı Şaban Efendi Hazretleri, 1901 senesinde Bayburt’ta doğmuştur. Babası, Bayburt’un merkezinden Mustafa Efendi; annesi, Erzurum’dan Fâtıma Hâtun’dur. 15 Eylül 1992’de çok sevdiği rabbine ikindi yağmurları altında kavuşmuştur. Kabri, Bayburt’un Kaleardı Mahallesi’nde Mürşidî Ahmet Baba Hazretleri’nin kabrinin yanındadır.

Sultan Hacı Şaban Efendi Hazretleri, savaş ve seferberlik yıllarının acılarını yaşamış, küçük yaşta babasını kaybetmiştir. Annesine itaatte kusur etmemiş, onun hayır dualarına mazhar olmuştur. Gençliğinde ticaretle meşgul olan Hacı Şaban Efendi Hazretleri, bir defasında eve geç gelmiş, annesini uyandırmamak için sabah namazına kadar kapıda beklemiştir. Onun bu durumundan etkilenen annesi şöyle der: “Oğlum, Allah’ım seni Resulullah Efendimize komşu etsin. Hacı Şaban Efendi olasın. Herkes senin kapına gelsin. Darlık ve yoksulluk görmeyesin.” İndi ilahide makbul olan bu dua aynen tahakkuk etmiştir.

1938 yılında Kaleardılı Hacı Ahmet Baba Hazretleri ile tanışmış, ona bağlanarak Rufai Tarikatı’nda seyr-i sülûkunu tamamlayıp ihlâs ve samimiyetinin mükafatını almıştır. Ahmet Baba hayattayken onu tam bir icâzetle, şahitlerin içerisinde halife olarak tâyin etmiştir.

Sultan Hacı Şaban Efendi Hazretleri, uzun boylu, yiğit ve heybetli bir görünüşe sahipti.Başlarına siyah sarık sarar, gözlerine sürme çekerlerdi. Yaz, kış uzun cübbe giyer, hızlıca yürür ve elinde asa taşırdı. Onu gören kendine çeki düzen verir, Cenab-ı Hakk’ı hatırlatırdı. Az yer, az uyur ve lüzumsuz konuşmazdı.Kahkaha ile gülmez tebessüm ederdi.Kendisinde ‘Celal ‘ sıfatının tecellisi hakimdi . Hz.Musa (a.s.) meşrebi üzereydi. Allah’tan başka hiç kimseden korkmazdı.

            Çok mütevazı idiler.İlme çok büyük önem veriri, ilim talebelerine ve alimlere büyük iltifatlarda bulunur. “İlmin önüne geçilmez.” diyerek âlimlerin önünden yürümezdi. Ziyaretine gelen ilim ehline şunları söylerdi:

Biz zor zamanlarda yetiştik, yeterince ilim tahsil edemedik. Eğer bir hatamızı ve eksiğimizi görürseniz, Allah için ikaz edip düzeltiniz.”

         “İlmihalinizi öğreniniz. Zira kadın-erkek her müslümana ilmihalini öğrenmek farzdır. Amelde noksan olanı imam ederiz de; itikatta noksanı olanı imam edinemeyiz.” derdi.

HACI ŞABAN EFENDİ HAZRETLERİ

Hacı Şaban Efendi ilme, âlime, ahlâka, ibadete büyük önem veren, kul hakkı, ana-baba hakkı başta olmak üzere dinimizin ana prensiplerini yaşayıp etrafına aktaran Hacı Şaban Efendi, çok sadık bir Allah (cc.) dostu, çok zengin gönül ehliydi.

Babası Bayburt’un merkezinden Mustafa Efendi. Annesi, Erzurum/İspir’in Damdır köyünden Fatıma Hatundur. 1901 senesi doğdu. Dar-ül beka’ya irtihali ise, 1992 senesinde Eylül ayının 15’i… Salı günü kaldırıldığı hastanede aynı günün ikindi namazını son nefesinde iken kılar ve 16.35’te Hakk’a yürür. Arkasında binlerce bağlısını ve sevenini bırakarak…

İlme, âlime, ahlâka, ibadete büyük önem veren, kul hakkı, ana-baba hakkı başta olmak üzere dinimizin ana prensiplerini yaşayıp etrafına aktaran Hacı Şaban Efendi, çok sadık bir Allah (cc.) dostu, çok zengin gönül ehliydi.

O’nu anlatmaya bizim kalemimizin ve dilimizin gücü yetmez. Ancak insan olma şerefini onunla anlamış, mahlukata adalet ve merhamet duyguları onunla gelişmiş ve İslâm dininin yüceliğini onun yaşadığı hayattan bizzat görerek öğrenmeye çalışmış bir bağlısı olarak vefa duygusuyla O’nu Millî Gazete okuyucularıyla paylaşmak istedim.

“Şeriat sizin iliklerinize işlemiş!..”

Hacı Şaban Efendi Hazretlerini iyi tanıyan, izleyen ve kerametin ne olduğu bilgisine sahip olan, onun her halinin keramet olduğunu görürdü. Hakkında yazılan bu satırları okusa idi, hicabından kıpkırmızı kesilirdi. Çünkü O, “En büyük keramet, istikamettir” derdi.

Şeriattan zerre kadar taviz vermeyen sünnete her halinde ittiba eden bir büyük şahsiyet… “Şeriattır cümle işlerin başı, şeriatsız tarikat şeytan işi, tarikat ehlinde yoksa şeriat, onun şeyhi, şeytandır mutlak” diyerek anlayışını sıkça tekrar ederdi.

Allah (c.c.) yolunun yolcusunun Allah (c.c)’a gidişinin aslâ ve kat’a şeriatsız olamayacağına dikkat çekerdi. Rufai yolunun halife halkasından Van ilimizde metfun Yusuf Vaniyi, diğer adıyla Arap Baba’yı ziyarete gittiğinde bir zat, Efendi hazretlerini imtihan etmeye kalkar. Sohbet biraz ilerlediğinde Van’lı zat “Git Efendi git seninle baş edilmez, şeriat senin iliklerine işlemiş” diyerek hata yaptığını itiraf etmiştir.

İmanın korunmasına büyük önem verirlerdi. İmanın şartı 6, daim-baki kalmasının şartı da 6’dır.

Birincisi: Biz Allah’ı, Peygamberleri, Melekleri görmedik, görmüş gibi iman ettik.
İkincisi: Yerde, gökte, melaikede, insanda, cinde, Peygamberde, gaybı ancak Allah bilir, bir de bildirdikleri bildirdiği ölçüde bilir. Bilen demez, diyen de bilmez!…
Üçüncüsü: Helâli helal bilip itikad etmek.
Dördüncüsü: Haramı haram bilip itikat etmek,
Beşincisi: Allah’tan devamlı bir şekilde korkmak,
Altıncısı: Allah’tan hiçbir zaman ümit kesmemek.

“Amelde noksanı imam ederiz ama…”

İmanın korunmasına yönelik bu 6 şartı saydıktan sonra ise, İman 5 kal’a’nın içerisinde gizlidir gardaş der, şöyle sıralardı ihlâs, yakîn, edayı farz, itmanı sünnet, hıfz-ul edeb. Ve iman noktasında devam ederlerdi. “Amelde noksanı imam ederiz ama imanda noksan olanı imam edemeyiz!” Efendi hazretleri ümmi idiler.

İlme büyük önem verir, âlime karşı son derece hürmet ederlerdi. İlim adamı bir kimse yaşça kendisinden küçük bile olsa “önden buyurun, âlimin önüne geçilmez!” diyerek taltif ederlerdi. İlme aşık idiler.

Bağlılarını: “İlmihal, ilmihal, ilmihal” diyerek ilim öğrenmeye yönlendirir: “İlim olmazsa, amel olmaz!” diye ilave ederlerdi, akîl baliğ olan her Müslüman kadın ve erkeğe ilmihal farzdır, mükellefin fiilleri 8’dir. Farz, vacip, sünnet, müstehap, mübah, mekruh, müfsit, haram. Bu bilgiler öğrenilmezse insanlar sorumluluklarının üstesinden gelemez buyururdu.

Amelin kabulünün şanı 4’tür buyururdu. İlim, niyet, ihlâs, sabır. Yapılan bir ibadetin Allah indinde kabulünün birinci şartının ilim olmasına dikkat çekerek, ilmin önemine vurgu yapardı.

Ümmi olmasına rağmen birçok ayet-i kerime’yi ve sayısız hadis-i şerifi metni ile okurlardı. Bu vasfı hem ilim erbabında, hem de bağlılarında hayranlık uyandırırdı.

“Nerede Allah deniyorsa iştirak edin”

Meşrep farkı olsa bile, “Nerede Allah deniliyorsa iştirak edin ve siz de onlarla birlikte Allah’a zikredin” derlerdi. “Kalpler Allah’ın zikri ile itminane erer” “Allah’ı çok zikredin” “Siz beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim”, “Allah’ı zikir en büyüktür” ayet-i kerimelerini sıkça okurlardı.

Rufai yolunun büyüğü Hacı Şaban Efendi Hazretleri, cehri (açık) zikir yapıyor olması hasebiyle, Peygamber Efendimizin hadis-i şerifini hatırlatarak: “Allah’ı öyle zikredin ki, sizi görenler size deli desinler” derdi. Ancak ulu-orta yerlerde uygunsuz bir şekilde zikre asla müsaade etmez. “Sevindirin, nefret ettirmeyin…” buyruğu Nebeviyesine son derece riayet eder, titizlik gösterirlerdi.

“Manasını bilenin Kur’an-ı Kerim okuması, aksi durumda olanın zikir yapması daha efdaldir” derdi.

Büyük oğlu Hacı Recep Efendi, bir pazar günü Allah’ın rahmetine kavuşmuştu. Pazartesi sabah namazını müteakiben Ulu Camii’nde mutad olarak yapılan zikre iştirak etmiş, aynı günün gündüzünde ise, oğlunu Hakk’a uğurlamıştı. Zikir onun hayatının bir parçası değil, ta kendisiydi.

Ehli Cennet olduktan sonra cennetle bir zümre vardır ki, kendilerine sunulan nimetler karşısında pişmanlık duyarlar ve derler ki “Ah keşke ne olaydı, dünya hayatında iken Allah’ı daha çok zikredenlerden olaydık da, daha fazla nimete gark olaydık” hadis-i şerifini hatırlatarak bağlılarını zikre teşvik ederlerdi.

“Zikrullahın kabulünun şartı 4’tür. İhlas niyet manasını bilmek, tazim ile yerine getirmek” der. Zikrullah edenin şu dört şeye de muhtaç olduğunu hatırlatırlardı, “tasdik, tazim, halavet, hürmet.”

“Kim Allah’ı seviyorum der de Allah’ı zikretmezse, o iddiasında kaziptir” hadis-i şerifiyle bağlılarını ikaz ederlerdi.

Allah (c.c.) için sevmek…

Birbirlerini Allah (cc.) için sevenleri çok severlerdi. Allah için kardeş olanları ana-baba bir kardeş olanlardan daha değerli sayardı.

“Kişi her şeyden hesaba çekilecektir ancak mü’min, din kardeşiyle yiyip içtiğinden hesaba çekilmez” hadis-i şerifini okuyarak Allah için ihvan olmanın değerini anlatırlardı

Seven sevdiğinin kusurunu görmemelidir. “Şayet bir din kardeşinizde bir kusur/kabahat görürseniz örtünüz ki, Allah da sizin kıyamet günü kusurlarınızı örtsün” derdi. “Sevdiklerinizle hediyeleşin” diye buyururlardı.

“Allah için birbirlerini sevenler karşılaştıklarında selamlaşır, musafaha eder. yüz yüze bakar Asr suresini okur veya Peygamber efendimize selamü selam getirirse, daha avuçları ayrılmadan küçük günahları bağışlanır diyerek Allah için sevmenin önemini hatırlatırdı.

“Allah’ı ve ölümü asla unutma” telkininde bulunan Bayburtlu Hacı Şaban Efendi Hazretleri:

Ölümü sıkça hatırlayın

“İki şeyi unut, iki şeyi de unutma. Birisine bir iyilik yaptıysan unut, birisi sana bir iyilik yaptıysa unutma. Birisinin sana bir kötülüğü varsa unut, senin birisine bir kötülüğün varsa, onu unutma.” Diğer ikisi ise Allah’ı ve ölümü asla unutma” derlerdi.

Hacı Şaban Efendi Hazretleri, devamlı olarak abdestli olmayı telkin eder, “Amellerin efdali; azı fakat devamlı olanıdır.” Hadis-i Şerifini hatırlatır, “teheccüd namazı, evvabin namazı, kuşluk, işrak namazı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e vacip bize ise sünnettir” diyerek ihya edilmesine işaret buyururlardı. Kişinin dilini korumasının önemini, “Emr-i bil maruf nehy-i anil münker yapacaksan, insanların arasını bulacaksan- karı-koca’nın arasını düzelteceksen, zikrullah edeceksen, Kur’an okuyacaksan, Peygamber Efendimize’e salat-ü selam getireceksen konuş. Yoksa sükut et!” diye belirtirlerdi. Çünkü insanların uğradıkları felaketlerin genellikle dillerinden olduğunu, Efendimizin “iki uzvunuzu koruyun, cennete girmenize kefil olayım” “hadis-i şerifîyle açıklardı. (Dilden sonraki diğer uzuv ise “tenasül uzvundur)

“Dünya lezzetlerini mahveden, ağızların tadını bozan ölümü sıkça hatırlayın” hadis-i şerifini çok sık hatırlatırdı. Buyururlardı ki “Gelir bir bir, gider bir bir, kalır bir. Giden gelmez, haber vermez, bu bir sır” “Bir ölüm var bizim için her zaman, bilmeyiz ki; geleceği ne zaman. Elde fırsat, dilde ruhsat, kıl tedarik her zaman. “Yatan değil yeten ölür” “Gençlikte ölüm zordur” dikkatleri çektiği başka bir husus “İki şeyi unut, iki şeyi de unutma. Birisine bir iyilik yaptıysan unut, birisi sana bir iyilik yaptıysa unutma. Birisinin sana bir kötülüğü varsa unut, senin birisine bir kötülüğün varsa, onu unutma” Diğer ikisi ise Allah’ı ve ölümü asla unutma” derlerdi. Hasedden uzak durulmasını, “Hasedin 60 yıllık ameli mahvettiğini”, “Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, hased de amelinizi yer, bitirir” hadis-i şeriflerini sıkça okurlardı.

Komşuluk hakkında da çok titiz idiler, ihtiyaçlıları varsa gözetir, hastalarını ziyaret eder. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Cebrail (a.s.) komşuluk hususunda bana öyle sık gelmeye başladı ki, korktum. Komşu komşuya varis olacak diye” ve “Allah (c.c.)’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna ihsan etsin” “yine “Allah’a ve ahiret gününe iman eden komşusunu razı etsin” hadisi şeriflerini çok sık okurlardı.

Müntesiplerinden dara düşen ve kendisine halini arz eden olduğunda yaşı çok ilerlemiş olmasına rağmen, Onun sıkıntısını gidermek için dostlarına gider, sıkıntının ihtiyacın giderilmesini rica eder “Ödünç vermek sadaka vermekten 18 derece daha efdaldir” hadisi nebevi’sini okur, sıkıntısını gidermeye vesile olduğu kimsenin de çalışarak en kısa zamanda borcunu ödemesini tembih ederlerdi.

“Gam değildir gide mal. Kala din namus, gam odur ki gide din namus kala mal” derlerdi.

Müslümanlık 2 şeyde belli olur; “Beyaz baldır, kırmızı lira” da. (Yani kadın ve dünya malında. Makam mevki gibi) “İnsanlar da 3 şeyde belli olur. Komşuluk, yolculuk ve alışverişte” Bunlarda sınanmadan biri için şöyledir veya böyledir demek doğru değildir. Su-i zan’a girer. Su-i zan ise, haramdır. Bu hususta dikkat çekici bir ifade olarak hüsn-ü zan etmek daha hayırlıdır. Çünkü su-i zan eden isabet etse bir kârı olmaz. Ama hüsn-ü zan eden isabet edemese bile güzel niyetinden dolayı kazançlı çıkar” O da: “İyi niyet sahibini cennete dahil eder” hadis-i şerifinin ifadesi olarak.

Bayburtlu Hacı Şaban Efendi Hazretleri, sohbetleriyle gönüllere taht kurmuştu…

Merhamet abidesi

Hacı Şaban Efendi Hazretleri ile sohbet ettiğinizde, sizi bir güven duygusu kaplar, içiniz rahatlar, dünyanın üzüntüsünden, eleminden, kederinden, sıkıntısından kurtulur, bir büyük huzur duyardınız. O; heybetli görüntünün ardında, gözü yaşlı, merhamet abidesi bir zâttı.

Hacı Şaban Efendi hazretleri, zengin insanlarda cimriliği çok kötü görür. Allah (c.c.) “İnsana zenginlik verirse yanında da sehavet versin. Yoksa onun için bela olur” derlerdi. Ve cömert insanları çok severlerdi. “Cennetin kapısını cömertler açacaktır” hadisi şerifini okurlardı.

“Dünya kalınacak yer değildir” “Soldu gül, gitti bülbül, ister ağla, ister gül”, “Ağaca yaslanma çürür, oğula güvenme ölür, güven yaslan Allah’a ne ölür, ne de çürür” sıkça söyledikleri sözlerinden bazıları.

“Kişi sevdiği ile beraberdir” “Seven sevdiğinin amelini işler” “Yalan ile iman bir arada olamayacağı gibi, hased ile iman da bir arada bulunmaz” hadis-i şeriflerini sohbetlerinde sıkça dile getirirlerdi.

“At fişkısı 2 işe yarar, cehalet bir şeye yaramaz” buyurarak “İlim öğrenmenin yaşının olamayacağını söyler, “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz” “İlim Çin’de dahi olsa gidip alınız” Hadis-i Nebevilerini hatırlatarak Alim’in uykusunun, abidin ibadetinden efdal olduğunu hadis-i şerif olarak hatırlatır, ilme teşvik ederlerdi.

“Gençlerin duası makbuldür”

Genç yaşta ibadete düşkün olanları gördüğünde yüzündeki sevinci görmek lazımdı. “Allah (c.c.) meleklerine gençlerin ibadetiyle iftihar eder” hadis-i şerifini okur, “gençlerin duası geçer” derlerdi.

“Kolumuz haktır ve sağlamdır. Birçok yere dağılacak ve kıyamete kadar da bakidir” derlerdi.

Özlü sözlerinden birisi de şöyleydi: “Ev ayrıdır sır bilinmez, can ayrıdır dert bilinmez”

Kıbleye karşı ayak uzatmayı, tükürmeyi şiddetle yerer, “mekruhu hiçe sayan küfre girer” derlerdi. “İbadet ondur, dokuzu helal lokmadır. Ribasız lokma kalmadı. Girmeyen yere de kokusu girdi. Bu lokmalarla bu yolda gidilmez ama Allah’tan da ümit kesilmez kifayet miktarı yemek lazım” derlerdi.

“Din kardeşini kınama. Şayet kınarsan, kınadığın başına gelmeden ölmezsin” “Eller yahşi biz yaman, eller buğday biz saman, buğday olup dulunacağına (batacağına), saman ol da üste yüz (suyun üstünde kal)” derlerdi. Bir şey senin olması için şiddetle arzu duymayı hoş görmez “haris olan mahrum olur” hadisi şerifini hatırlatırdı.

Yüzüne bakmak cesaret isterdi…

Hacı Şaban Efendi Hazretleri çok heybetli idiler. Yüzüne bakmak, göz göze gelmek yürek isterdi. Birden bir korkuya kapılırdınız. Ancak onunla sohbet ettiğinizde, sizi bir güven duygusu kaplar, içiniz rahatlar, dünyanın üzüntüsünden, eleminden, kederinden, sıkıntısından kurtulur, bir büyük huzur duyardınız. O; heybetli görüntünün ardında, gözü yaşlı, merhamet abidesi bir zattı.

Bir umre ziyaretinde beraberce ziyaret ettiğimiz Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) huzurunda gözyaşları sakalından aşağıya adeta sel olup akmış, bu hal uzunca bir süre devam etmişti. O, sünnete aşıktı.

Yeni sakal bırakan genç birisi, huzuruna çıkanların arkasında ziyaretine gider. Efendi Hazretleri bu durumu fark eder ve “Hey, arkada bulunan sakallı kardeş! Sen öyle arkada kalma, önden gel, çünkü senin sakalın var. Ahirzaman Nebisi (s.a.v.) “Benim kaybolmakta olan bir sünnetimi ihya edene 100 şehit ecri vardır” buyurmuşlardır diyerek hassasiyetlerini dile getirmişlerdir.

“Kır yapmak sünnettir…”

Yaz aylarında Aslan Dağı denen mevkiye çıkar, “Kır yapmak sünnettir” der, vaktini zikir ve kitap okutup dinlemekle geçirirdi. “Güle güle günah işleyenin ağlaya ağlaya cehenneme gideceği” hadis-i şerifini hatırlatır, kahkahayla gülene: “Sırat köprüsünü geçip cennete mi dahil oldun da seviniyorsun” derdi.

Değerli okuyucuların dikkat ettiği gibi Efendi Hazretlerinin kerametlerinden hiç bahsetmedim. Çünkü O, “en büyük keramet istikamettir” derdi.

Sayılamayacak kadar kerameti vardır. Kerameti nefis ister, Allah (c.c.) ise; istikamet istef derlerdi.

Ancak burada bir kerametini siz kardeşlerimle paylaşmak istiyorum. “Bayburt’ta çok kurak bir yaz mevsimi yaşamıştık. O yıl bir damla yağmur yağmamıştı. Ve bir Pazar günü Aslan Dağı’na kıra çıkmıştık.

Halka-i zikir kurulmuş ve bitmişti. 6 kişiydik. Efendi Hazretleri aniden “Mahlukat kırıldı, yer kurudu. Gelin rahmetin yağması için dua edelim” dedi.

Efendi Hazretleri dua ettiler, diğerleri aminlerle iştirak ettiler. Gökyüzünde bulut emaresi yokken birden bire gök karardı ve gürültü ile birlikte sicim gibi yağmur yağmıştı.

Vefatında gökler ağladı…

“Güneş doğduktan sonra geçen 47 dakika kerahet vaktidir, namaz kılınmaz, bu vakti istiğfarla, zikirle, Kur’an-ı Kerim ile, salat-ı selam ile geçirip de işrak namazı kılan, bir hac bir de umre sevabı kazanır gardaş. Lütfü Doğan Hoca efendimiz böyle buyurmuşlardı. Lütfü Doğan Hoca Efendimiz ilmi ile amil çok değerli bir zattır” demek suretiyle kendisinden tam 30 yaş küçük olan birisine “Efendimiz” diye hitap ederek dervişlerine edep öğretirlerdi. Bu ifadelerini defalarca tekrar etmişlerdir.

Günümüz evliyaullah halkasından birisi, bu büyük zatın vefatına binlerce seveni yanında, defin günü kuvvetli bir yağmur yağmış, göklerde ağlamıştı.

5- 6 m2 lik bir odada binlerce insanı irşad etmiş bir büyük veli, mürşidi kamil bir zatı anlatmaya, ondan Müslüman kardeşlerimize örnekler sunmaya bu satırlar kafi gelmez.

Ancak Allah (c.c.)’a adanmış tam 92 senenin özetini yapabildik. İrşat vazifesi Efendi Hazretlerinin halifesi Mürsel Hocaefendi tarafından yürütülmektedir.

(M.Bozkurt)

79 yaşında köy yollarında…

Lütfü Doğan Hocamı çok severlerdi. Muhterem hocam Bayburtumuzu her teşrif edişlerinde Sultanımız Hacı Şaban Efendi Hazretlerini ziyaret eder sohbette bulunurlardı. (Eski Diyanet İşleri Başkanı Eski Erzurum Senatörü, Eski Refah ve Fazilet Partisi Gümüşhane Milletvekili) Muhterem Lütfü Doğan hocamı Senatör olarak tanıtırken hatırıma gelen bir hususu aktarmadan geçemeyeceğim. Şöyle ki; 1979 senesinde yapılan senato seçimlerine Lütfü Doğan hocam, Erzurum’dan Milli Selamet Partisi’nin adayı olarak katılıyordu ve kritik bir seçimdi. Lütfü Doğan Efendimiz alim bir zattı ve seçilmesinin ülkemize hayırlar getireceği Hacı Şaban Efendi Hazretleri tarafından bilinmekte idi. Kendisi o sıralar 79 yaşında olmasına rağmen, Erzurum’un Bayburt’a en yakın ilçelerinden birisi olan İspir’de seçim çalışması yaparak Lütfü Doğan hocanın seçilmesinde önemli katkıları olmuştur. Çünkü, MSP seçimi 1500 oy farkla kazanmıştı. Efendi Hazretleri bir sohbetlerinde “Allahü Teala’ya hamdü senalar olsun, bizi siyaseten hiç yanıltmadı. Hakkı tutanları, hakkı savunanları destekledik “Elhamdülillah” demişlerdir.

Namazda huşu ve huzurun şartları

Sevgili Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Sabah namazının cemaatle kılınmasının ehemmiyetini kavramış olsaydınız kalkar sürüne sürüne camiye giderdiniz” mübarek sözlerini aktarırdı.

Namaza çok ehemmiyet verirlerdi. Keyfi olarak kılınmayan bir vakit namazın 80 sene cehennem azabına uğrayacağını; “Namazını kılmayan adama kabadayı adam derim gardaş çünkü Allah (c.c.)’ın azabına dayanacak” diyerek neticenin vehametine dikkat çekerdi.

“Sabah namazında İmam’ın aldığı tekbire sevap yetişmez” der, namazların cemaatle kılınmasının ehemmiyetine işaret eder. Sevgili Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Sabah namazının cemaatle kılınmasının ehemmiyetini kavramış olsaydınız kalkar sürüne sürüne camiye giderdiniz” mübarek sözlerini aktarırdı.

Hafi kılınan namazlarda huşu ve huzurun korunması için “6 husus tefekkür edilir” derler ve şöyle sıralarlardı.

1. İhlas; “Allah (c.c.)’ı görüyormuşçasına O’nun huzurunda olduğunu bilmek”

2. Tefekkür; “Allah (c.c.)’ın kuvvet ve kudretinin eserlerini, Allah (c.c.)’ın sıfatlarını, isimlerini manasıyla düşünmek”

3. Rüyet-i taksir; “akil baliğ oluşundan içinde bulunduğu ana kadar işlediğin büyük günahlarını düşün.”

4. Havf; “Allahû Teala’nın azabından emin olmayıp, devamlı bir korku üzere olmak”

5. Reca; “Allahû Teala’dan hiçbir zaman ümit kesmemek”

6. Mücadele; “Yukarıda sayılan beş şeyin dikkatini, huşunu, huzurunu temin etmeye yetmiyorsa öyle bil ki, ölümlü bir fanisin ve bir gün öleceksin, tek başına kabre gireceksin, yanın yere ağzında yara gelecek gardaş” derlerdi.

Dünya hayatını yaşarken aslolanın ahirete hazırlık olduğunu devamlı surette hatırlatır, “Müminin bayramı 5’tir” derlerdi.

1. Bayramı, “24 saat içerisinde, elimizi, ayağımızı, gözümüzü, dilimizi, kulağımızı kontrol altında tutar da, soldaki meleğe bir günah yazdırmaz isek” odur.

2. Bayramı, “Can ağızdan çıkarkcn kelime-i tevhid ile, Kur’an ile. kelime-i şehadet ilc çıkar da, müjdeci melek “Cennetliksin der, makamını gösterirse” odur.

3. Bayramı, “Kabir denilen yer cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur. Kabrinizi cennet bahçelerinden bir bahçe bulursanız” odur.

4. Bayramı, “Arş-ı Rahman gölgesinde gölgelenecek 7 sınıf vardır, 1. Adil imam. 2. Gençliğinde ibadet edenler 3. Gizlice sadaka verenler 4. Allah (c.c.) korkusundan tenhada göz yaşı dökenler 5. Gönlü mescidlerde olanlar 6. Hesna bir kadının zina teklifini “Ben Allah’tan korkarım diyerek” reddedenler 7. Birbirlerini Allah için sevenler” Hadis-i şerifinde belirtilen bu sınıflardan birisine girerse” odur.

5. Bayramı, “Mizan’da amel defterini sağından, önünden alır. Sırat köprüsü’nü geçer de cennete dahil olursa” odur

Allah Rahmet eylesin. (Amin)